Osmanlı Denizcisi Oruç Reis Kimdir?

Korkanlar sadece okyanusta olmaz, bir iç deniz olan Akdeniz’de de tarih boyunca pek çok korsan olmuştur. Üstelik bunların en önemlileri de Türk korsanlardı. Daha sonra Kaptan-ı Derya olması ile tanıdığımız Barbaros Hayreddin Paşa’nın abisi Oruç Reis de bu korsanlardan bir tanesiydi. Zaman zaman Osmanlı himayesine girse de Oruç Reis her zaman içindeki korsana kulak vermiştir.

Ömrü Akdeniz’in tuzlu sularında geçen Oruç Reis sayısız savaşa katılmış, sayısız gemiyi yok etmiş ve pek çok bölge ele geçirmiştir. Bir dönem tutsaklığı da tadan kaptanın en büyük özelliklerinden biri de yanında olan askerlerini yani leventlerini her zaman kendisinden bile daha fazla düşünmesiydi. Gelin Oruç Reis kimdir yakından bakalım ve kolu neden kesildi, nasıl öldü gibi merak edilen soruların yanıtlarını görelim.

Oruç Reis kimdir? Denize merakli iyi eğitim almış bir çocuk:

Vardari Yâkub Ağa, 1462 yılında Osmanlı ile birlikte Midilli Adası fethine katılıp önemli katkılar sağladığı için adadaki Bonova köyü tımar olarak verilmiş bir sipahiydi. Burada İshak, Oruç, Hızır ve İlyas adını verdiği dört oğlu oldu. Hızır daha sonra Barbaros Hayreddin Paşa olarak anılacaktır. 1470 yılında doğan Hızır’ın abisi ise Oruç Reis’tir. 

Bir adada doğan Oruç ve kardeşleri, diğer tüm çocuklar gibi usta denizciler olarak yetiştirildiler. Denizciliğin bir artısı olarak diğer denizci milletlerden İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ve Rumca öğrendiler. Aralarındaki en parlak zekalı ve en cesur olan Oruç, kendine bir tekne alarak Oruç Reis oldu ve Suriye, İskenderiye, Mısır, Trablusşam ile Anadolu arasında mal taşımaya başladı.

Rodos Şövalyeleri’ne esir düşmesi Oruç Reis’in hayatını değiştirdi: 

Oruç Reis ve kardeşi İlyas Reis, her zamanki gibi bir sefer için Midilli Adası’ndan Trablusşam’a doğru yola çıktılar. Rodos Şövalyeleri’nin gemileriyle karşılaştıkları zaman bir çatışma başladı. İlyas Reis oracıkta hayatını kaybederken Oruç Reis esir düştü. 

Söylenene göre Oruç Reis tam üç sene Rodos Şövalyeleri’nin elinde esir olarak kaldı. Kesin olmamakla birlikte kürek mahkumu olduğu gemi Antalya’ya yanaştığı sırada bir şekilde kaçtığı söylenir. Dönemin önemli güçlerinden Memlük Devleti’ne sığınan Oruç Reis burada amirallık yapmıştır. “Yaşama hakkın, mücadele gücün kadardır.” sözünü işte tüm bu yaşadıklarından sonra söylemiştir.

Oruç Reis Osmanlı himayesinde korsanlık yapmaya başlıyor:

Memlük Devleti’nden ayrıldıktan sonra dönemin Manisa Sancak Beyi, Yavuz Sultan Selim’in abisi olan Şehzade Korkut’la görüşen Oruç Reis, ondan bir savaş gemisi alarak Akdeniz sularına yelken açtı. Rodos kıyılarında beklenmedik bir baskın sonucu gemilerini kaybetti.

1511 yılında tekrar Şehzade Korkut’la görüşen Oruç Reis, bu sefer daha büyük gemi desteği ve korsanlık onayı alarak yeniden Akdeniz sularına yelken açtı. Yaşadıklarından büyük ders çıkarmış olan Oruç Reis, artık bir Osmanlı denizcisi olarak Akdeniz’de Hıristiyan yaşatmamaya yemin etmişti.

Avrupa’nın gözünü korkutan Oruç Reis, Barbarossa olarak anılmaya başlıyor:

Oruç Reis ilk iş olarak 1513 yılında Cerbe Adası’nı fethederek faaliyetlerine başladı. Burayı üs olarak kullanan Oruç Reis, Papa kuvvetlerinin savaş gemilerini bir bir ele geçirmeye başladı. Akıl alır gibi değildi çünkü Oruç Reis çektirin adı verilen küçük gemiler kullanırken Avrupa gemileri baştarda adlı dev kadırgalardı.

Rivayete göre Oruç Reis önce bir Papa gemisine el koyuyor, daha sonra kendi ve askerleri İtalyan kıyafetleri giyerek diğer gemileri bekliyorlardı. Kendi gemilerine yanaştığını düşünen diğer gemiler pusuya düşüp oracıkta teslim oluyorlardı. Kızıl sakallı cevval korsanımız bu yaptıkları nedeniyle Barbarossa olarak anılmaya başladı. Kardeşi Hızır Reis yani Barbaros Hayrettin Paşa da daha sonra aynı isimle anılacaktır. 

Cezayir’in fethi sırasında aldığı yara yüzünden kolunu kaybetti:

İspanya Kralı Ferdinand’ın ölümü sonrası karışıklıktan yararlanan Oruç Reis, kardeşleri İlyas ve Hızır’ın da desteğini alarak Cezayir üzerine yelken açtı. Karışık da olsa karşısında büyük bir güç gören Oruç Reis, sol kolundan yaralandı ve kurtarılamayacağı anlaşılınca dirsekten kesilmesine karar verildi. Cezayir fethi ise başarıyla sonuçlandı.

Kolunu kaybeden Oruç Reis’in hırsı ve cesareti daha da arttı. Emevilere destek vermek için Kuzey Afrika’ya giden Oruç Reis, burada İspanyollara karşı Müslümanların yanında yer alarak onlara hem silah gücü sağlıyor hem de yiyecek gibi diğer temel ihtiyaçlarını getiriyordu. Elbette bu yaptıkları ününe ün katıyordu.

Tek bir askerini bile geride bırakmak istemeyen Oruç Reis bu uğurda hayatını kaybetti:

Mertlikle bu işi çözemeyeceğini anlayan İspanyollar, Cezayir’in batısında bir şehir olan Tilimsan’ın emiri ile anlaşarak bölgeyi ele geçirdiler. Oruç Reis yurt bellediği Cezayir topraklarına dönerek yedi ay boyunca İspanyollara karşı bölgeyi savundu. Fakat Tilimsam emiri halkı da kendi yanına çekerek Oruç Reis’i arkasından bıçakladı.

Zor da olsa savunduğu kaleden çıkan Oruç Reis ve adamları saldırıdan kurtuldu. Fakat rivayete göre bazı askerleri geride kaldı. Onları kurtarmak için yeniden düşman arasına sızmaya çalışırken İspanyol ve Araplar tarafından pusuya düşürüldü. Kanının son damlasına kadar savaşsa da yaralanan Oruç Reis hayatını kaybetti.

İspanya kralı, Oruç Reis’i öldürene büyük ödül vereceğini duyurduğu için rivayete göre Oruç Reis’in başı kesildi ve bir bal küpüne konarak İspanya’ya götürüldü. Kalan başsız bedeni alan askerleri, Sidi Abdurrahman Camii’nin yanında bulunan Sidi Abdurrahman’ın türbesine gömdüler. 1518 yılında öldüğünde yalnızca 48 yaşında olduğu tahmin ediliyor. 

Oruç Reis neden önemli bir figür?

Kardeşi Hızır Bey daha sonra Barbaros Hayreddin Paşa adıyla Osmanlı Devleti’ne Kaptan-ı Derya olsa da aslında onun bu başarısının arkasında da Oruç Reis vardır çünkü kendisi, kendini Akdeniz’de Türk ve Müslümanların hakim olmasına adamış ilk denizcilerdendir. Yaptıkları tıpkı Orta Asya’dan Anadolu’ya at süren Türk akıncı beylerinin yaptıklarına benzer. Tek farkla, onun atı değil gemileri vardır. 

Akdeniz’de Türk hakimiyetini sağlamaya çalışmış korsan ve Osmanlı denizcisi Oruç Reis kimdir sorusunu yanıtlayarak hayatı hakkındaki detaylardan bahsettik. At, gemi, araba, uçak; bir Türk her yerde Türklüğünü konuşturuyor değil mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir